728x90 standart
İsmail Melih Atasorkun

İsmail Melih Atasorkun

Bir zamanlar insanlar öncelikliydi, bedenlerin esiri olmadan önce ruhlar...
1 Nisan 2016 Cuma 19:39:21
487 kez okundu.

Benim çocukluğumda beli açık kıyafetler modaydı. Şimdiyse mümkün oldukça soyunmak güzelliğin en belirgin ölçütü.

Ve evet, bir zamanlar insanların modasıydı, modanın insancıkları olmadan önce.

Sokaklarda dolaşmaktan rahatsızlık duyulacak zamanları yaşarken, yaşamın ne kadar anlamı kalıyorsa o kadar yaşanıyor hayat.

Bir zamanlar insanlar öncelikliydi, bedenlerin esiri olmadan önce ruhlar...

Atılan her adımda bir bozuk para gibi harcanan insanlara değiyor neredeyse gözler.

Kıyafetlerle insanlar değerlendirilmemeli demenin en mantıksız yönü bir dilencinin ilk kıyafetlerine acımaktır.

Bir pırlanta olmak varken, bozulmuş bir paranın mührünü taşıyor insanlarımız.

Karnının açlığı bilinmediği halde, terliklerinin yokluğundan dert yanılandır hani sokak çocuğu.

Bir zamanlar insanlar, ahlakın birlikteliğiyle hayatlarını yaşarken, şimdilerde yaşadıkları hayat ahlakın gedikleriyle bir.

Moda olma ki modan geçmesin diyordu muhafazakar bir derginin güzel ve anlamlı bir yazısında.

Moda olmanın en güzel yanı ise, başka bir derdin olmayışıydı elbette. Önce hayata dair tecrübe ve birikimlerden uzak olmak önemsizleşiyordu. Kültürel ve entelektüel bilgilerin geri planda kalışıydı moda olmak. Daha basitti ve sanki daha güzeldi. Sokağa çıkınca insanların dönüp bir kez daha bakmasının güzel oluşun bir esiri olduğu düşünülüyordu, oysa ki yalnızca bu şeytanın yönlendirdiği bir insanın alametiydi.

Hele ki bir bilmem ne usta vardı ki, adeta giydiği kot pantolonu hafif eğilmesini bekliyordu. Yakışıklılıkla alakası yoktu yaptığının fakat değerlerinden yoksullaşmanın eseri idi bu.

Bir bilmem ne hanım efendi vardı ki, moda mı onun o mu modanın bilinmez, arabadan inişi ile heyecan uyandırıyordu.

Sokaklarda kalplerinde kirli kan üretilen insanlar vardı.

Ve tıp çaresizdi, kalbin anatomisi müdahale edilmekte gecikildiği için mi yoksa evrimin bir parçası mıydı bilinmez, çoktan değişmiş ve işlevini yitirmişti.

İnsan iki parça buruşmuş paçavradan ve bir kaç kilo faydasız et yığınından öte gelen bir varlık oluvermişti....

Fakat elbette bu denli bir karamsar, inançlı bir insana yakışmazdı. Fikrimle inancım münazara edecek, inancım kazanacaktı. Tıpkı pili bitmekte olan fakat yine de titreyen bir lamba gibi... Tek farkla; İslam'la doğan güneş sönmeyen bir ışık saçacaktı, en karamsarlıklara.

Ve son kelimeler dökülüverdi mürekkebe. Saçılıverdi ak kağıda kara bir leke gibi; Ya ne olacak?

Korkmak yakışmazdı gelecekten. Ümitsizlik de. Yalnızca vücuda gelmeliydi bu kelamlar ve okunmalıydı. Nasıl ki fikrin çığlığına kulan veriyorsa kağıt, görmeliydi modanın esaretinde kaybolan.

"Ve niyet odur ki, fikir görür, kalp duyar."

Uşak Mir Medya