728x90 standart
Mehmet Zana Öngenç

Mehmet Zana Öngenç

Nokta ile başlayan bir metne rastladınız mı? Bir romana, hikayeye, denemeye, piyese, ben rastlamadım.
13 Haziran 2016 Pazartesi 20:06:25
908 kez okundu.

Nokta ile başlayan bir metne rastladınız mı? Bir romana, hikayeye, denemeye, piyese, ben rastlamadım. Çünkü, nokta son demektir diye düşündüğünüzü his dünyamda duymaktayım. Filhakika, hemfikiriz. Fakat benim fikir dünyamda seyerân etmekte olan ve benim kastettiğim ‘nokta’ cümlenin sonunda ‘halay kuyruğu’ olan noktadan farksızdır, olmalı da.


Nokta son demek midir veyahut sınır belirleyen bir unsur mudur? Kanımca hâtipler pek sevmiyor olsa gerekler noktayı, bilhassa siyasetçiler, ardından filozoflar, ardından şairler (aşıklar).


Aşk ve şiir (meze olarak: mey) meclislerinde pek önem arz ettiğini düşünmemekteyim bahsi geçen nihayet belirleyicisi olan nokta mefhumunun. Aşktan bahis açıldıysa madem, bir soru sormak isterim: son (nokta) mudur vuslat yahut ayrılık. Başısıra kaç  cümle geçmiştir bu iki ‘dert’ten evvel. Yahu vuslatın neresi derttir? Ben bilmem, Kays’a sormak lazım gelir. Matluptur zira dert aşıklar için. Çünkü heybede biriken çile kadar varılır ene’l-Hakk mertebesine. Buna ilişkin olarak yıldızların dilini bilen İbnü’l Arabî hazret: “Mücahede eden müşahede bulur.” buyurmuşlardır. Yani ki gayret nispetinde güzellikler müşahade -seyir- edilir. Bu sebepten taşı sert olmalıydı Taif’in. Veya yenilmeliydi yasak meyvadan, veya kapı dışarı edilmeliydi Yunus. Şemseddin Sivasî,  “Hakka makbûl olmak ister halka menfûr olmadan” diye apaçık bir tasvir çizer his dünyamıza. Zahiren çirkin olan bir şeyin dedikodusu yapılmaz pek; keza güzel olan bir şeyin dedikodusu pekâlâ yapılır, müspet yahut menfî manada. Bundan ötürü Hak’ka kabul olunmanın yegâne yolu halka menfûr, rüsva olmaktan geçer. 


Yazının başında noktadan bahsetmiştik. Sözün gelişine göre nokta anlam kazanır. Sözgelimi; bu noktada şunlar söylenebilir, vardığımız nokta başarıya götürmez, hayatının noktası konuldu vesaire…


Evet tam da bu noktada Hallac-ı Mansur’dan bahis açarsak varmak gâyesinde olduğumuz menzile ulaşmış oluruz. Hazret, ‘ene’l-Hakk’ noktasına varmadan berisinde kaç nokta bırakmıştır acep? Darağacıyla sonuçlanacak bu hâl, yeni bir cümlenin başlangıcı için ulvî bir nokta değil miydi? İnsan tekinin korkuyla tahayyül ettiği, çoğu dem düşünceden uzaklaştırdığı ölüm hakikatinin, yeni bir cümleyi muştuladığı, biten bir hikayenin remzi ve ardından yeni bir hikayenin besmelesi olduğu güzelliğini hatırlatır bizlere ‘ene’l-Hakk’ hadisesi. 


Yunus’ça ölüm, anılınca pas kokusu bırakır dimağlara ancak, erenlere danışınca ‘şeb-i arûz’ oluverir ve yangın yeri gülistan oluverir: 
“Yanar içim göynür özüm ben ölümü anıcak 
Ölüm endişesi ne hoş ululara danışıcak” 

Uşak Mir Medya