728x90 standart
Bedirhan Altın

Bedirhan Altın

Zira şairlerin milletleri adına konuşan kişiler oldukları düşünülecek olursa Üstadın Yunus Emre' den böyle bahsetmiş olması, onu ne kadar sevip, benimsediğinin bir göstergesidir.
13 Temmuz 2016 Çarşamba 23:32:12
827 kez okundu.

Ya Rab bu ne derttir derman bulunmaz

Benim garip gönlüm aşktan uzanmaz

Aşık ki cana kaldı aşık olmaz

Canın terk etmeyen, maşukun bulmaz...

 

 

Yunus Emre Hakikat Hırkası ile terlemiş, gönül coğrafyası dediğimiz ikilimi adım adım bellemiş, gerçek bir hakikat insanıdır. Örnek bir şahsiyettir. Dolu dolu yaşadığı hayatı boyunca tek mücadelesi; Hak'ı aramak, bulmak ve anlatabilmektir. Ömrü vefa ettiği müddetçe kah bu yolda dolu dizgin koşmuş, kah da bu yolun kaldırımlarında dinlene durmuştur...

 

Yaşarken de; neden yaşadığımızla, ne için yaratıldığımızla ve ruhumuz bedenimizi terk ettiğinde ne olacağımızla dertlenmiş, ''Madem ölecektik neden doğduk? Neden yaşıyoruz?'' sorularının cevabını aramıştır. Bu arayışı, şiirlerinde ve yaşamının her bir miheng taşında görmekteyiz...

 

Yunus, şiirleriyle adeta Türkçe'nin süt dişleri gibidir... Asırlar boyunca onun şiirleri, bu gökkubbe altında söylene gelmiştir. Şiirleri o kadar etkili olmuştur ki, kendisinden sonra gelen şairler, ona saygılarından dolayı (Tıpkı Mevlana'nın Şems-i Tebriz-i' nin adını imza olarak kullanması gibi) onun adını imza olarak kullanmışlardır. Dolayısı ile, Yunus'un şiiri ile diğer Yunusların şiirleri birbirine karışmıştır. Böylece son derece zengin bir Yunus Emre ekolü diyebileceğimiz, Yunus Emre'den yola çıkan geniş bir şairler ordusu meydana gelmiş ve asırlar boyu bu toprakların sesini gök kubbe de çınlatmıştır. 

Tekkeler vasıtasıyla da, bu çınlatma sadece Anadolu'da değil, bütün İslam coğrafyasına da yayılmış ve bu gönül tınısı bilinmiştir.

 

Tabi ki Yunus'un yaşadığı zaman ve manevi dünyası da adeta şiirlerinin büyüdüğü verimli topraklar olmuştur.

Her şeyden önce Yunus'un yaşadığı devir; XIII. yüzyıl ayrılıklar devri, Moğol'un işgali ve XIV. yüzyıla girerken de beyliklerin toplandığı devirdir. 

 

Yunus, ümitsizlikler içinde olan Anadolu insanını Allah'a bağlayan, ümit veren, bir şafakta doğan şahsiyet olarak karşımıza çıkar. Bu zamandan sonra Anadolu ne kadar çalkalanırsa çalkalansın, onun şiirleriyle kendini bulacak ve ondan sonrada dillere pelesenk olacaktır.

 

Fakat bu yoğun ilgiyi ve sevgiyi daha net anlayabilmek için; daha da geriye gitmemiz, gönül coğrafyasını sulayan ve şekillendiren gençlik yıllarında şöyle bir gezinti yapmamız icap eder.

 

Yunus Emre, çocukluk ve gençlik yıllarını Mevlana zamanında yaşar. Mevlana vefat ettiği zaman, daha yirmili yaşlardadır. Ondan sonraki gelen zamanlarda, artık Osmanlı'nın kuruluş dönemine doğru gittiğini görürüz. Adeta şanlı Osmanlı Devleti gibi, Yunus'un da bu dönemlerde kuruluş döneminde olduğunu yakından görürüz.  

Aynı zaman da bu dönemlerde; Sultan Veled, Gülşehri gibi değerli insanların etrafında da bulunmaktadır. Bu gönül dostlarının hepsi de, Mevlana çeşmesinden sulanarak; filizlenir ve yeşerirler...

 

Bu öyle bir sudur ki, fazla zaman kaybetmeden ilk meyvelerini Yunus'ta XIV. yüzyıla girerken ilk meyvesi; 

''Risalet-ün Nushiyye' yi verir. İnsanlara öğütler veren bu eser, edebiyatımızın ilk eseridir.

 

Bunun yanında, aynı zamanda da başka şiirler söylemekten geri kalmaz. Bir Divân şairidir Yunus. Divânındaki şiirler gönlünün diliyle söylenmiştir. Edebiyatımızın içerisinde onu değerlendirdiğimiz zaman ''Nefes'' kelimesini ilk defa, ''Yunus Nefes'' ismi ile koyar. Bu dönemlerinde, Hoca Ahmet Yesevi'nin de çok büyük tesiri vardır. Onun şiirlerine de nazireler yazdığını söylemeden geçmemek gerekir. 

 

Fikri ve manevi dünyasının asıl ve son şeklini Hacı Bektaş-ı Veli'nin yönlendirmesi ile Yunus'unda ''Taptuk'un tapusunda, kul olduk kapısında, Yunus miskin çiğ idik, piştik elhamdülillah.'' şiirinde dediği gibi Tabtuk Emre verecektir. 

 

Neticede, manevi âlemi bu şekilde açılırken, sanat yönü ile de insanımızı coşturan, ümide getiren ve medeniyetimizin şafağında Osmanlı Devleti gibi doğan bir şair olarak görmemiz lazım. 

 

Tasavvuf şiirinin öncülerindendir. Yunus eserlerinde her zaman halka, halk diliyle itaf etmiş bir şairdir. Bu özelliği ile de halk arasında çok benimsenmiş, sevilmiş ve eserleri dilden dile dolaşa gelmiş; ''BİZİM YUNUS'' denilecek kadar zamansız, mekansız bir şekilde her dönemin şairi ve mütefekkiri olmuştur.

 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek de, Yunus'la alakalı olarak yazdığı şiirlerinden birine başlık olarak ''Bizim Yunus'' ifadesini seçer. Üstelik bu ifade başlık olarak da kalmaz ve şiirin bütününde nakarat dizeleri olarak devam eder.

 

Bu ifade belli ki şair tarafından bilinçli seçilmiş bir ifadedir. Zira şairlerin milletleri adına konuşan kişiler oldukları düşünülecek olursa Üstadın Yunus Emre' den böyle bahsetmiş olması, onu ne kadar sevip, benimsediğinin bir göstergesidir.

 

Bu ifade Üstad'a has değildir elbet...

Aslında Tabduk Emre'ye aittir. Yani Yunus Emre, dervişlik yoluna girdiği ilk anlardan itibaren böyle bilinmekte ve üstelik bu şekildeki benimseme bizzat şeyhi tarafından ''Bizim Yunus'' şeklinde söylenmektedir.

 

Doğrusu, Yunus Emre için söylenebilecek pek çok şey bulunabilir. Ama hiç biri ''Bizim Yunus'' ifadesinin kapsayıcılığına ulaşamaz. Yunus, gerçekten bizimdir. Anadolu'nun ve dünyanın Yunus'udur.  Dolayısıyla o, bütün ademoğlunun kendisinde birleşebileceği ender insanlardan biri olarak diliyle, tavrıyla ''Bizim...'' kelimesindeki mensubiyet ve bağlanma anlamında en uygun isimdir. Çünkü her insan için, hayattaki en temel hedef ergin ve yetkin bir insan haline gelme hedefidir. Bu noktaya gelen kişi bir ''sevgi'' ve ''barış'' insanıdır. Yunus, her şeyden önce bu hedefi gerçekleştirebilmiş müstesna bir şahsiyet olarak insanlığın önünde örnek ve önder bir kişidir. Bu özelliğinden dolayı yaşadığı çağdan bugüne fikri, edebi bakış ve anlayış tarzları ne olursa olsun yüreğini hakikate ayarlamış, içinde sevgiyi en yüce değer kabul eden herkes ve her kesim tarafından böyle bilinegelmiştir. Bu genel kabulle Yunus Emre, birleştirici bir unsur olmuş, söylemi her çağda içtenlikle ve tartışmasız olarak benimsenmiştir...

 

Bizde Yunus'un şiirlerini okuyup, manasına erer isek; onun gibi aramak, onun gibi yaşamak ve onun gibi olmak için gönlümüze bir ''Bizim Yunus'' tohumu atabiliriz. Çünkü Yunus Emre gerçeğin ta merkezine yolculuk yapılabilen bir gönül köprüsü kurmuştur. Bu çıkmış olduğu yolculuğun şifrelerini ve ölümsüzlüğün formülünü taşıyan şiirlerini insanlık âlemine bir miras olarak bırakmıştır...

 

Bu dünya ol ahiretten içeri

Aşıkın yeri var kimseler bilmez

Yunus öldü diye sela verirler

Ölen hayvan imiş kimseler bilmez..

Uşak Mir Medya